6 Kasım 2009 Cuma

ZIPLAYAN BORDO MEKSİKA FASÜLYELERİ

Bazen hayat tam anlamıyla “bunaltıcı” olur. İşyerindesinizdir. Sabah hava yağmurlu ve kapalı diye kalın giymişsinizdir ama hava 26 derece olmaya karar vermiştir. Masanız ofisin güney cephesi camının tam yanındadır. Zaten en ufak ışığa bile tepki veren gözleriniz Haliç’ten yansıyan akşam güneşinin ışıkları ile sizi migren diyarına çağırmaktadır. Havalandırma çalışmaz, çalışsa bile takvimler Kasım ayını gösterdiğinden ısıtmaya ayarlanmıştır merkezi sistem. Soğuk su içmekten mideniz ağrımaya başlar.


Bir sürü mail gelir, bir sürü mail gider. Onaylar, revizyonlar, kaçan deadline’lar, faxlar, medya takipleri…İşinizin haftasonu Pazar gününüzü tamamen yiyeceğini düşünerek iyice karartırsınız içinizi. Çalan ritmik şarkılar bile aptalca gelir o an. Bir an durup ofisin ortasında “yeterrrr!” demek istersiniz, taaa Ankara’dan gelen arkadaşınızı bile göremeyeceksinizdir çünkü.

“Acaba Cumartesi onu görebilecek miyim?” diye düşünüp “Ya görüşemezsek” kurdu düşürürsünüz içinize. Aklınıza bir önceki gün ofise gelişi gelir, gülümsersiniz kendi kendinize. Yaptıkları, söyledikleri, söylemediklerini yeniden yaşayıp onu yanınızda istersiniz o an. “Keşke şimdi yanımda olsa, ama buradan çoooook uzakta olsak” dersiniz. Sadece balıkçıların ve kapılarının önünde tavla oynayan şarküteri sahibi hoşsohbet yaşlı amcaların olduğu bir güney kasabasında mesela.

Tüm bunları düşündükçe ofis duvarları üzerinize gelmeye başlar, başınız ağrır, nefesiniz tıkanır, üstünüzdeki gömlek bile fazla gelmeye başlar. Kravatınızı çıkarıp çekmecenize atarsınız o an. “Şimdi çıkıp gitsem ne güzel olurdu” dersiniz.

Ve tam o anda, bir mesaj sesi duyulur cep telefonunuzdan. “Yine kesin ya AVEA’dır ya da Migros” diye tiksintiyle elinize alırsınız telefonu, bakmadan açarsınız mesajı ön yargıyla. Bilerek biraz erteleyip telefonu yeniden elinize alırsınız ve mesajı okursunuz…

Ve birden içinizden “zıplayan bordo bir Meksika fasulyesi” olmak geliverir…

(ÇÜNKÜ NORMAL YOLLARLA BU SEVİNCİ ANLATMANIN YOLU YOKTUR)

1 yorum:

Aslı dedi ki...

Aklına geleni seveyim. Ne harika bir tanımlama. Gününün böyle sonlanmasına sevindim.

Yorum Gönder