20 Ocak 2012 Cuma

BİR ÖLÜM NE KADAR DERİNDİR?

Hayatımın en zor dönemini atlatıp hastaneden çıktığımda beyazları kanla kırmızı olmuş gözlerime bakıp "nasıl böyle bir şey yaptın anlamıyorum" diyen gencecik bir kızla tanıştım bir akşam. O zaman henüz lise son sınıfa yeni başlamıştı, üniversiteli abi kontenjanından sorularını sormak üzere bir aile dostunun evine gittiğimde gelmişti.

Neşe dolu, hayat dolu, şimdiki zamanda herkes gibi sorunları olan ama geleceğe dair hayalleri planları olan bir "insan"dı o. Sadece seçmek istediği meslekten ya da okumak istediği bölümden ibaret olmayan, tanıştığımız yüzeysel konuyu derin bir arkadaşlığa dönüştürmeyi becerecek kadar "insan"dı.

Üniversiteyi kazandı, İzmir'i arkada bırakıp umutlarının peşinden İstanbul'a geldi. Kimi zaman dertleştik, kimi zaman güldük. Dersler, aşklar, arkadaşlar, aile... hayata dair ne varsa iyisiyle kötüsüyle paylaştı benimle hiç çekinmeden. Kimi zaman yol gösterdim kimi zaman sadece dinledim, kimi zaman ona fikir danıştım... Hem kardeşim hem ablam oldu geçen yıllar boyunca.

Ailesiyle problemleri vardı. Hem kendi fikirlerinin ve isteklerinin uyuşmaması sebebiyle çıkan sorunlar, hem de anneyle babanın artık birbirlerine saygısı kalmadığı her ailedeki gibi iki ebeveynin aralarındaki çatışmada en fazla yara alan taraf olan çocuk olarak maruz kaldıkları. Ama inanın, annesiyle babasının kavgaları onu her şeyden daha fazla üzdü, sinirlendirdi, hayattab bezdirdi.

Sayısını hatırlayamadığım kadar fazla şekilde intihara teşebbüs etti 1 sene içinde. Hepsinde çok şanslıydı, bir şekilde onu kaybetmedik. Ama yıllar önce bana "bunu nasıl yaparsın" diye soran kızın şimdi iki koca insanın ayrılması yüzünden intiharı denemesi, benim gözlerimin önünde "bir dahakine başaracağım" demesi...Her seferinde onu vazgeçirip hayatın yaşanmaya değer olduğuna ikna ederken içimden "bir gün gerçekten başaracak" diye düşünerek ona belli etmeden içimi kanatmam... Bunlar "yazık"tı işte, bunlar dayanılmazdı.

Sonra bir gün... gerçekten başardı. Daha önce hiç denemediği bir yolu denedi, kuzeninin evindeydi. Annesi ile babası yine kavga etmişler, yine her ikisi de onu arayıp sanki olanların suçlusu oymuş gibi onu diğer tarafa karşı kışkırtmışlardı. Yıllar önce yaptıkları yanlış seçimleri dert edip kendi çıkarlarının peşinden koşan iki ebeveyn onu hayatının henüz başladığını ve güzel geçmesi gerektiğini unutmuşlardı. Onlara bir ders vermek istedi, ama verdiği dersin bedeli hepimizin yüreğine çöktü.

Şaduş yaklaşık 1,5 yıl önce, 13 Ağustos 2010 günü kuzeninin 7. kattaki evinin balkonundan boşluğa bıraktı kendini, telefonda "bıktım sizden" diyerek ailesine.

Ben araba kullanırken aldım haberi, bizi tanıştıran ablamızın telefondaki ağlayan sesiyle. Hayatımın ilk kazasını o an yaptım. Tek sorabildiğim "başarabilmiş mi?" oldu... "Öldü Mustafa!".

Her yerde haberi çıktı: "Robot mühendisi İTÜ'lü genç kız ölüme atladı", "İTÜ'lü öğrenci derslerinin ağırlığına dayanamadı".

Derslerinin ağırlığı'ymış! Ne biliyordunuz ki? Genç bir insanın hayallerinden sevdiklerinden umutlarından vazgeçmesi için bu yeterli miydi sanki? Dersler!

Ailesi "biz kendi kararlarımkızın sorumluluğunu alamayıp her şeyi ona yükleyen iki aptaldık, ondan öldü" diyemedi, kızlarının yaşamından büyük gururlarına yediremediler herhalde... Kolay geldi "Dersleri çok ağırdı" demek...

Çıkıp "ben onu kaç kere ölümden döndürdüm, dersleri umrunda bile değildi" demek isterdim... Ama eminim o bunu dememi istemezdi, sustum bu yüzden.

Medya okula yüklendi, onu tanımayan herkes "üniversiteler gençlerimizi mahvediyor" dedi... Kuzeni ona ait ne varsa atladığı balkona yığıp ağırlığına dayanamayarak o evi terk etti...Geriye sadece bir zamanlar Küçük Beyoğlu'nda kadehinin üzerinden hınzır hınzır bana bakıp gülümseyen güzel bir insanın hatırası kaldı.

Bu bir intihar vakasında insanların saçma sapan sebepler uydurup basına anlattığı, tüm gazetecilerin ve sokak dedikoducularının geride kalanların üzerine bu aptalca düşüncelerle dev dalgalar gibi geldiği ikinci olaydı. Eğer bir gün "kredi kartı borcu yüzünden intihar etti" ya da "sevgilisi terk etti kendini öldürdü" gibi haberler duyarsanız, inanmadan önce bir kaç kez düşünün...

Şaduş, aradan 1,5 yıl geçti ama ben seni hala affetmedim, çünkü sen bencillik yaptın, ailene ders vermek isterken bizi sensiz bıraktın... Gidilecek bir yer varsa (ki sen olduğuna inanıyordun) umarım orada şu an huzurlusundur küçük kardeşim... Seni çok özledik...

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Büyümek olgunluk getirmiyormuş, büyümek aklımızı başımıza almamıza yetmiyormuş ailesi de üzülerek söylerim ki cahilden daha cahilmiş... Anlatımın güzel olmasına rağmen tepkiler kısmındaki Muhteşem butonuna basamadım.. Keşke bu olay yaşanmasaydı ve sen bu yazıyı yazamamış olsaydın!..

iρεκβöcεĝι~ dedi ki...

Sebep her ne olursa olsun kaldıramamış olması ve güzel bir okulda geleceğine adım atmış artık kendisini o ortamdan kurtarmışken bunu defalarca yapmaya kalkışması sağlıklı bir psikolojisi olmadığını göstermiyor mu,hayat hepimize ağır elbette ama bazı omuzlar daha hafif görünen bir yükü bile kaldıramıyor işte:(
Peki acaba ilk denemesinden sonra yardım edilemezmiydi psikolojik olarak?
anne ve babasına da bencil olmayı bırakmalarını ve kendi ve kızlarının hassas ruh haline özen göstermeleri gerektiği konusunda eğitilemezlermiydi? aile terapileri zorunlu olsa mesela..ne yapılabilir bilemiyorum ama bu şekilde sebebi belirsiz intihar eden başka gençler de anımsıyorum çok acı..çok acıtıcı:(

David dedi ki...

Başınız sağ olsun; gerçekten çok üzücü bir deneyim bu. Genç ölümler yüreklerimizi ayrı bir dağlıyor. Bize kalansa onların da hayallerini taşıyarak, gerçekleştirmeye çalışarak yaşamak sanırım.

Yorum Gönder