7 Nisan 2011 Perşembe

SİZ İNSANSANIZ BEN NEYİM? BEN İNSANSAM SİZ NESİNİZ?

NOT: Yazı boyunca çok pis küfredeceğim, belden aşağı hem de. Bu hayvanların yaptıkları yerine benim insanca öfkemden utanacak olanlar okumasın.

Bangladeş'te 14 yaşında bir kız evli bir adamla ilişki yaşadığı gerekçesiyle kırbaçlanarak ölüme mehkum edildi, ve öldürüldü. (habere şu linkten ulaşabilirsiniz: http://edition.cnn.com/2011/WORLD/asiapcf/03/29/bangladesh.lashing.death/index.html?iref=obnetwork )

14 yaşındaki yeğenine göz koyup bir gece vakti kaçırarak tecavüz eden herif. Seni bu konunun dışında tutuyorum çünkü sorduğum soruya sen muhatap değilsin. Sen apayrı bir yaratıksın. Biz erkekleri s.kinin keyfine tüm dünyayı yakan hayvanlar olarak gösteren kadınlara hak verme sebebisin. Herşeyden önce katilsin. Kırbaçlar öldürmeseydi bile sen o körpe hayatı söndürmüştün zaten bencilliğinle. Tüm mahallenin birleşip sana tren yapmasını diliyorum ve çok içtenim. Kulağın dahil her deliğini kullansınlar, ben bile yardıma gelirim mide bulantımı kontrol edip.

Tecavüzcünün karısı. Sen bencillikte ikinci sıradasın ama merak etme, kocan sadece burun farkıyla önde. Kızı ağzı bağlı, tecavüz edilirken yakalamışsın, belli ki kocan olacak hayvan bir bok yiyor, sen gidip küçücük kızı kocanı ayartmakla suçlayıp bir de sen dövüyorsun. Köy treninin kocandan sonraki istasyonu sen olasın diyeceğim ama sen ondan da zevk alırsın. Bence sana meşe odunuyla pekmezin akana dek vursunlar.

Ülkedeki yargıyı es geçip fetva veren imam. İmamsan inancın vardır diye düşünüyorum, cehenneminde şeytanların sana tren yapsınlar. Nasılsa mokokodan ölemezsin de orda. Ama sen oğlancısındır bir de şimdi, ne diyeyim...Dişi şeytanlar zenci strap-on'u taksınlar.

Tecavüz, dayak ve kırbaçlanma nedeniyle ölen küçük kızın otopsi raporuna intihar yazan doktorlar. Haksız yere ölen masum bir kızın arkasından bile suçu örtbas etmek için kimbilir size kaç tane küçük kız teklif edildi ve siz de kabul ettiniz. Otopside kullanmanız gerekirken kullanmadığınız tüm o kesici delici aletler size kaçsın. Kıçınız Joker'in suratı gibi olsun. Why So Sin-ious?

İlk bir kaç kırbaçtan sonra kaçan tecavüzcüyü yakalamayan, yakaladığında da "unutun bu konuyu o senin yeğenin" diyen polisler. O tecavüzcü sizin küçük kızlarınızla ilgili düşündüğü herşeyi size yapsın. Ama önce belinizden o silahları alıp taşaklarınızı dağıtsın, ondan sonra.

Şeriat uygulamalarına ceza vermeyen Bangladeş hükümeti. Oturduğunuz koltuklar, bindiğiniz makam arabaları ve size tahsis edilen diğer her demirbaş belinize yüklensin. Daha da iyisi, haram yediğiniz her kuruş için şeriat usülü bir parmağınız kesilsin. Parmak kalmayınca s.kiniz kesilsin.

Kızlarını haksız olduğunu bildikleri bir cezadan korumak için o ibnelere karşı durmayan anne ve baba. Arkadan ağlamak kolay, kaçırın kızınızı, öldükten sonra değil ölmeden önce haber salın oraya buraya. Kurtarın ya o kızı. Ama yok, neymiş, "imamın kararına uymaktan başka çareleri yok"muş. Sizi de imam halletsin.

Eğitimsizlik, yoksulluk, bunların hepsi paravan. Erkeklerin güç egemeni olduğu bir dünyada gücün ve paranın sadece tek bir emeli vardır: kadın. Daha çok kadına "sahip" olan erkeğin daha güçlü olduğu bir dünya düzenini yaratan evrim teorisi: sana da kafam girsin.

Hadi s.ktirin gidin şimdi. Yok ben Saldıray Abi'yi çağırıyorum. Yanına da Kızılcık Haydar'ı.

3 Nisan 2011 Pazar

Song of Beren and Lúthien

The leaves were long, the grass was green,
The hemlock-umbels tall and fair,
And in the glade a light was seen
Of stars in shadow shimmering.
Tinúviel was dancing there
To music of a pipe unseen,
And light of stars was in her hair,
And in her raiment glimmering.

There Beren came from mountains cold,
And lost he wandered under leaves,
And where the Elven-river rolled
He walked alone and sorrowing.
He peered between the hemlock-leaves
And saw in wonder flowers of gold
Upon her mantle and her sleeves,
And her hair like shadow following.

Enchantment healed his weary feet
That over hills were doomed to roam;
And forth he hastened, strong and fleet,
And grasped at moonbeams glistening.
Through woven woods in Elvenhome
She lightly fled on dancing feet,
And left him lonely still to roam
In the silent forest listening.

He heard there oft the flying sound
Of feet as light as linden-leaves,
Or music welling underground,
In hidden hollows quavering.
Now withered lay the hemlock-sheaves,
And one by one with sighing sound
Whispering fell the beachen leaves
In the wintry woodland wavering.

He sought her ever, wandering far
Where leaves of years were thickly strewn,
By light of moon and ray of star
In frosty heavens shivering.
Her mantle glinted in the moon,
As on a hill-top high and far
She danced, and at her feet was strewn
A mist of silver quivering.

When winter passed, she came again,
And her song released the sudden spring,
Like rising lark, and falling rain,
And melting water bubbling.
He saw the elven-flowers spring
About her feet, and healed again
He longed by her to dance and sing
Upon the grass untroubling.

Again she fled, but swift he came.
Tinúviel! Tinúviel!
He called her by her elvish name;
And there she halted listening.
One moment stood she, and a spell
His voice laid on her: Beren came,
And doom fell on Tinúviel
That in his arms lay glistening.

As Beren looked into her eyes
Within the shadows of her hair,
The trembling starlight of the skies
He saw there mirrored shimmering.
Tinúviel the elven-fair,
Immortal maiden elven-wise,
About him cast her shadowy hair
And arms like silver glimmering.

Long was the way that fate them bore,
O'er stony mountains cold and grey,
Through halls of ireon and darkling door,
And woods of nightshade morrowless.
The Sundering Seas between them lay,
And yet at last they met once more,
And long ago they passed away
In the forest singing sorrowless.


- J. R. R. Tolkien -

26 Mart 2011 Cumartesi

Geçmişin Muhasebe Defteri

Geçen hafta sevgili arkadaşım Rengin’le oturup geçmişin günümüze yansıyan etkilerinden bahsettik karşılıklı. Onun dertleri ile benimkiler aslında temelde farklı olsa da yaratıkları ya da yaratacağını düşündüğümüz etkileri aynıydı. Kendi açımdan değerlendirmelerim yer alıyor burada tabi ki.

Bilen bilir, “İlkim” adının hayatımda çok önemli bir yeri var. Liseden üniversiteye uzanan uzun ve hayatımda en çok iz bırakan ilişkimdir. Yaşandığı dönemde ve bittikten sonra ikimizin hayatında da, arkadaş grubumuz içinde de tartışmaları bitmeyen bir dönemdi. Bu kısımları çok da önemli değil ama, Rengin’in sorduğu soruyla 4 yıl öncesine dönüp kendi muhasebemi yaptım: “Peki sen İlkim’le olan iç hesaplaşmanı bitirebildin mi?”

Bitirdim evet. Çok zaman aldı, çok zor oldu ama artık nötrüm o yıllara karşı. Ne hala daha devam eden bir öfke var, ne de suçluluk duygusu. Bu nasıl oldu peki?

Şimdiki aklım olsaydı kesinlikle o dönemde İlkim’e yaşattığım acıları ve sıkıntıları yaşatmazdım. Toydum o zamanlar, yirmili yaşlarımın başından bile önceydi. Henüz bir başka insandan bu kadar fazla sevgi ve bağlılık görmenin ne kadar değerli ve zor bulunur olduğunu öğrenmemiştim.

Ona çok zor günler yaşattım. O da bana yaşattı. Ben başlattım, doğru, ama ne olursa olsun sonunda yaşananları hak etmemiştim diyordum yine de. Sorun da burada zaten: yıllar boyunca hep bunu düşündüm, hep ona duyduğum kırgınlık ve öfke ona yaşattıklarımdan dolayı hissettiğim suçlulukla baş başa gitti. Sonra bir gün özlemin ona değil de o güzel günlere yönelik olduğunu fark ettim. Defter orda yeniden açıldı.

Bakarsak, benim aptallıklarım ve vurdumduymazlıklarım yüzünden o ailesiyle sorunlar yaşadı, çok üzüldü, belki de aşk denen duyguya karşı nefretle doldu. Sırf benim yanımda kalabilmek için istemediği bir okulda ailesinin zoruyla okumaya devam etti, yıllarını harcadı. Ağladı üzüldü kahroldu. Tüm bunlar için ben büyük oranda suçluyum.

Onun yaptıklarının karşılığında ise ben çok sevdiğim iki insanın, annemle babamın hayatından belki 10 sene yedim bir gecede. Hayatta yapmaktan en çok keyif aldığım şeylerden birini, voleybolu, bir daha dönmemek üzere bırakmamı gerektirecek sağlık koşulları yarattım kendim için. En çok güvendiğim ve sırtımı dayadığım dostlarımdan birini can düşmanım olarak buldum. Ayrılık sonrasındaki 4 yılımda normal bir insanın 10 yılda harcayacağı sosyal enerjiyi ve zamanı tükettim, kendimi gereksiz bir hayatın içinde buldum. Daha yeni yeni çıkmaya başladığım bu durum yüzünden bugün kendimi yalnız ve yaşlı hissediyorsam, ne aşka ne dostluğa güvenim yoksa, bu da onun bana çektirdikleri.

Teraziye koyduğumda iki taraf birbirini dengeliyor. Eskiden biri mutlaka ağır basardı. Belki yılların getirdiği yük dengelemiştir kefeleri, bilemem. Tek bildiğim artık ne onun bana ne de benim ona vicdan ya da gönül borcumun olmadığına dair hayali bir kağıda imza atmış olmam.

Böylece, yeniden duygusal ve psikolojik olarak sağlıklı bir bireyim yeniden. Bunları ona yaşattığım için özür dilerim kendi adıma, özür gelmese bile affettim ve kapattım eski defterleri bu açıdan.

İşte durum bu Rengin, onun sana yaşattıklarını affetmen kadar, senin ona yaşattıklarının da kendi içinde cezasını çektiğine karar vermek işin sırrı. Madalyonun öbür yüzü bundan ibaret. Söylemesi kolay.