arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2009 Çarşamba

Mumlar ve Dilekler

Şu anki işime başladığımdan beri her gün olmasa da iki günde bir St. Antoine Kilisesi’ni ziyaret ediyorum. Beni yakından tanıyanlar için bu şaşkınlık verici olacaktır, “ne işin var senin kilisede?” diyecekler belki, hemen açıklayayım: Odakule’de çalışıyorum ve gün içinde bunaldığım oluyor çeşitli sebeplerle. St. Antoine da çok yakın. Yakın da nesi var peki?


Paris’te yaşasaydım düzenli olarak Notre-Dame’a gidiyor olacaktım, İstanbul’da buraya gidiyorum. Dindar hiç değilim, ama o kilisenin yapısı, kapısından içeri girdiğimde yüzüme çarpan durgun sakin havası, görünmeyen bir yerde meleksi sesiyle ilahi okuyan “kardeş”in sesi…

O kadar güzel ki, her kültür ve inançtan (hatta inançsızlardan da benim gibi) insan orada buluşuyor. Belki Tanrı’larının huzurunda olduklarını düşündüklerinden, belki bahsettiğim farklı uçların birbirlerine nefret duymadan bir araya geldiği bir yer olduğundan, belki de sadece o devasa yapının önünde kendinizi küçücük hissetmenizden mi bilinmez, insanın içini huzur kaplıyor.

Kilisenin yardıma ihtiyacı olmasa da yine de o uzun mumlardan bir tane alırken bir madeni para bırakmak bile insana güzel geliyor, çünkü o parayı bırakmanın tamamen sizin vicdanınıza kalmış olduğunu biliyorsunuz, mumlar satılık değil. Beni esas düşündüren ve bu yazıyı ilgilendiren kısım da mumlar aslında.

Oradan bir mum alıp (kimi uzun kimi kısa bu mumların) kilisenin karşılıklı duvarlarında yapılmış 3 dilek odacığından birinin içine dikiyorsunuz. Dün ben de bir mum aldım ve sol taraftaki daha sakin olan odacığın önüne geldim. Titrek alevlere bakarken o kadar dalmışım ki, dakikaların nasıl geçtiğini anlamadım, sanırım arkamdaki rahibe benim Tanrımla uzun bir muhabbete daldığımı düşünmüştür. Oysaki ben sadece o an gördüğüm mumları diken ve onlar sayesinde umut yineleyen insanları düşünüyordum.

Mumların kimi 3-4 tanesi birbirine değecek şekilde küme halinde konulmuş, demek ki bir aile ya da sıkı arkadaş grubu ortak bir dilekle yerleştirmişler. Ve gariptir ki bu mumlar hiç eğilip düşmeden sonlarına dek yanmışlar. Buna bakarak onların birbirlerine destek olmalarının dileklerinin gerçekleşmesine yardımcı olduğunu söyleyebilir miyiz acaba…

Mesela aynı şekilde, diğer mumlardan uzakta tek başına duran bir tanesi vardı. Neredeyse yarı boyuna gelmeden ikiye bükülmüş, eğilmiş ve sönmüştü. Bu da o mumu dikenin umutlarının boşa çıkacağını, boynunu büküp kaderine razı olması gerektiğini mi gösterir? Neden?

Düşüncelerimin arasında bunu fark edince o ana dek elimde tuttuğum mumu yan yana dik duran 4’lü mum grubundan yakıp boynu bükük sönük mumun yanına, ona dokunacak şekilde diktim. Benim dileğim de o mumun sahibinin dileğinin benim mumumda yeniden hayat bulması.

Sevgiler efendim… Herkese şimdiden mutlu bir yıl diliyorum…

26 Ekim 2009 Pazartesi

GÜNDÜZ REKLAMCI, GECE PSİKOLOG

Hayır, çoklu kişilik bozukluğu (MPD) yaşamıyorum efendim, yanlış algılar oluşmasın kafanızda…

Bundan yıllar önce kız arkadaşım adli tıp okumak istediğini söylediğinde tepkim biraz da şakayla karışık “oku tabi bunu istiyorsan, ama sakın akşam eve iş getirme, dellenirim cebinden başka erkeklerin böbreği dalağı çıkarsa” olmuştu. Evet, espri yeteneğim o günlerden bu yana evrim geçirdi diyebiliriz.

Şaka bir yana, hani o meşhur tanımlama vardır ya, “işine özel hayatını karıştırmayacaksın, profesyonel olacaksın” derler…Boşandıkları halde aynı ofiste çalışmaya devam eden çiftler, kuliste birbirlerinin kafasına atılmadık şişe bırakmadığı halde sahnede sarılıp mutlu mesut şarkı söyleyen oyuncular…

Bir de bunun tersi var aslında, ama kimse pek düşünmüyor gibi: Özel hayatına da işini karıştırmayacaksın kardeşim! Bu daha da beter, hani öbür tarafta insanlar “vay be, ne kadar profesyonel” diyorlarsa da, burada kimse hiçbir sıfat altında takdir etmiyor gerçekleştirdiğin büyük başarıyı!

Misal, beni ele alalım. Bakınız, elimde iki adet diploma var. Birinde işletme yazıyor, birinde psikoloji. Yani, hal-i hazırda yetkin ve yetkili bir psikolog olarak hayatıma devam ediyorum. Ama insanların anlamakta güçlük çektiği bir başka kavram ayrımı olarak “meslek” ve “kariyer” konusu işe karışıyor: benim mesleğim psikolog olabilir, ama ben reklamcıyım efendim. Bu böyle biline.

Gelmek istediğimiz nokta şu: benim reklamcılık yaptığımı, mezun olduğumdan beri esas mesleğimle ilgilenmediğimi aklına getirmeyen yakın çevrem, ne zaman başları sıkışsa “sen psikologsun yardım et” diyerek bana koşuyorlar. Hani yakın arkadaşlara, aileye filan ilişkilerimizin samimiyeti çerçevesinde destek oluyoruz ama, üst kat komşumun yeni doğum yapan gelini de gelmesin be kardeşim! Hayır, bir de millet kendi teşhisini çoktan koymuş, öyle geliyor. Pardon da, biz neciyiz burada? Genel kural şudur: Arabanızı tamirciye götürdüğünüzde “Usta bunun şurasında şu var” derseniz usta önce sizin dediğiniz arızayı, sonra da kendi bulduğu gerçek arızayı giderir. Siz de iki katına çıkmış faturanızla kalırsınız. Halbuki dilinizi azcık tutsanız cebiniz daha az hafifleyecek.

Hem kimsenin düşünmediği bir şey var ki hepsinden fena. Şöyle ki, her psikolog adayı eğitimi boyunca şu kurala çok katı bir şekilde uymak üzere yetiştirilir: “Öğrendiklerini kendin ve yakın çevren üzerinde uygulamayacaksın” Neden? Çünkü bunu yaparsan kendine ve sevdiklerine toz konduramayacağın ya da objektif olamayacağın için teoriyi çarpıtmaya başlarsın. Hele kendin üzerinde analizlere çok girersen bir süre sonra kendini tüm savunma mekanizmalarından sıyrılmış şekilde, depresyonun eşiğinde bulma ihtimalin yüzde bir milyon.

Bu yüzden, ey sevgili arkadaşlarım, bana da insaf edin. Psikoloji eğitimi aldım diye her derdinize deva olamam ki…Hem, çoğu zaman, bir arkadaşın görevi bir psikologunkinden çok farklı ve daha zordur. Arkadaş dediğin destek olmakla yükümlüdür, sorgulamakla vs. değil…Hem bazen çok garip isteklerle geliyorsunuz, kendisini terk eden nişanlısını yeniden kendisine döndürmemi isteyen arkadaş mesela, sen psikolog niye arıyorsun bir anlasam…

Özetle, arkadaşınız olmakla psikologunuz olmak arasındaki ayrımı yapmak beni o kadar zorluyor ki, bazen tersliyorsam üzgünüm…Sevgiler!